Yatağımın ayakucundaki pencereden, rüzgâr içeri giriyor. Odama dağılmadan sadece benim üstüme doğru esiyor güçlü ve soğuk. Sanki bana bir şey söylemek ister gibi, yardım etmek ister gibi. Olumsuz düşüncelerimden kurtarmak istiyormuşçasına esiyor üstüme. Çıplak tenimde hissediyorum rüzgârı, üzerimden geçip gittiğini ve giderken benden, olumsuz düşüncelerimi alıp götürdüğünü... Hüznü ve kederi… Bir başka çıplak ten bulana kadar… Benimle birlikte esiyor rüzgâr bacaklarımdan sırtıma doğru, nefes alıp verişimle birleşiyor. Nefes verirken esiyor. Nefes alırken bekliyor. Bir daha nefes veriyorum ve tekrar esiyor. Yine bekliyor…
Yanımda seni hayal ediyorum o sırada… Bana sarılışını, beni kollarının arasında avutuşunu… Sen de rüzgâr gibi benden almak istiyorsun hüznü, kederi, bütün mutsuz duyguları ve daha sıkı sarılıyorsun bana. Kollarının arasında uyuya kalıyorum. Saatlerce beni izliyorsun. Hiç yorulmadan, üşenmeden… Bazen gözlerime bakmak istiyorsun ama kapalı, uyuyorum kollarının arasında mutlu ve saf bir şekilde. Uyanana kadar bekliyorsun, bekledikçe beni izliyorsun, beklemekten yorulmadan...
Gözlerimi açıyorum. Yanımdasın. Kolların belime dolanmış sıkı sıkı sarıyor çıplak bedenimi, bıraktığım gibisin… Bana sarılırken ve bakarken…
Rüzgâr yine esiyor, olduğundan daha kuvvetli ve odada yanan tek mum can çekişirken sağa sola, hayatta kalmaya çalışırken, sönmekten başka çaresi kalmıyor.
Karanlıktayım yalnız ve sessiz. Benden başka bir şey arıyorum odada. Bir ses? Bir ışık? Yok. Tek kalan şey sönen mumdan yere akan parçalar. Konuşuyorlar benimle. Lütfen bizi hayata döndür, tekrar yaşamak istiyoruz, ışığımızla seni aydınlatmak, yanında olmak istiyoruz diyorlar. Tepki vermiyorum, veremiyorum.
Rüzgâr bir daha esiyor. Nefesimi tutuyorum esmesin diye. Nefesimin son kalan kuvvetinde sen giriyorsun içeri, öpüyorsun beni dudaklarımdan ölesiye ve rüzgâr estiğinde mum tekrar yanıyor sonsuzca, sonsuzluğumuza…