1 Mart 2011 Salı

Çok uzun zaman oldu


 Yatağımın ayakucundaki pencereden, rüzgâr içeri giriyor. Odama dağılmadan sadece benim üstüme doğru esiyor güçlü ve soğuk. Sanki bana bir şey söylemek ister gibi, yardım etmek ister gibi. Olumsuz düşüncelerimden kurtarmak istiyormuşçasına esiyor üstüme. Çıplak tenimde hissediyorum rüzgârı, üzerimden geçip gittiğini ve giderken benden, olumsuz düşüncelerimi alıp götürdüğünü... Hüznü ve kederi… Bir başka çıplak ten bulana kadar… Benimle birlikte esiyor rüzgâr bacaklarımdan sırtıma doğru, nefes alıp verişimle birleşiyor. Nefes verirken esiyor. Nefes alırken bekliyor. Bir daha nefes veriyorum ve tekrar esiyor. Yine bekliyor…
 Yanımda seni hayal ediyorum o sırada… Bana sarılışını, beni kollarının arasında avutuşunu… Sen de rüzgâr gibi benden almak istiyorsun hüznü, kederi, bütün mutsuz duyguları ve daha sıkı sarılıyorsun bana. Kollarının arasında uyuya kalıyorum. Saatlerce beni izliyorsun. Hiç yorulmadan, üşenmeden… Bazen gözlerime bakmak istiyorsun ama kapalı, uyuyorum kollarının arasında mutlu ve saf bir şekilde. Uyanana kadar bekliyorsun, bekledikçe beni izliyorsun, beklemekten yorulmadan... 
 Gözlerimi açıyorum. Yanımdasın. Kolların belime dolanmış sıkı sıkı sarıyor çıplak bedenimi, bıraktığım gibisin… Bana sarılırken ve bakarken…
Rüzgâr yine esiyor, olduğundan daha kuvvetli ve odada yanan tek mum can çekişirken sağa sola, hayatta kalmaya çalışırken, sönmekten başka çaresi kalmıyor.
Karanlıktayım yalnız ve sessiz. Benden başka bir şey arıyorum odada. Bir ses? Bir ışık? Yok. Tek kalan şey sönen mumdan yere akan parçalar. Konuşuyorlar benimle. Lütfen bizi hayata döndür, tekrar yaşamak istiyoruz, ışığımızla seni aydınlatmak, yanında olmak istiyoruz diyorlar. Tepki vermiyorum, veremiyorum.
 Rüzgâr bir daha esiyor. Nefesimi tutuyorum esmesin diye. Nefesimin son kalan kuvvetinde sen giriyorsun içeri, öpüyorsun beni dudaklarımdan ölesiye ve rüzgâr estiğinde mum tekrar yanıyor sonsuzca, sonsuzluğumuza…

21 Kasım 2010 Pazar

One Man One Mission


 Adam kendine mission belirlemiş. Belli bir saat var ve o saatte yapması gereken bir şey var. Bunu uzun zamandır yapığı ve artık bıktığı için kendine challenge'lar yaratmış.
 O belli saat geldiğinde, kapısını açıyor, çöpleri hızla toplayarak iki kat yukarı çıkıyor, koşarak... *Çöpleri oraya bırakıyor. En üst kata koşuyor, çöpleri hızla toplayarak ve koşarak aşağı iniyor. Kapıyı açıyor, çöpleri dışarıya koyuyor.* Apartmanın ziline basıyor, kapısı açık olan birisi evinden apartmanın kapısını açıyor (Muhtemelen ailesinden biri). İçeri giriyor, *diğer çöpleri de dışarı çıkartıyor* ve koşarak geri, aşağı iniyor, hızlıca evine giriyor ve kapısını kapatıyor.
 Mission: Evinin kapısı en az açık duracak şekilde işini en kısa sürede bitirmek, hem de işinin daha kısa sürmesi için bir sebep (Çünkü tembeliz).
 Challenge: Her yeni aynı mission'da kendi rekorunu geçebilmek. İş daha eğlenceli olsun ve işi yapmak için bir sebebi olsun diye.
 *...* Sembol aralığındakiler tahmindir.

8 Haziran 2010 Salı

tivitler...


Bir şişe şarabı tek başına bitirmek:
Sanal sarhoşluğa, internet alemlerinde sarhoşluk belirtileri göstermeye, sadece göstermekle kalmayıp apır sapır sarhoş çığırmalarına sebep verebilir. beware!!!
-------------------------------------------------------------------
ccc Şarabımı bitirdim, odamda bekliyorum ccc
-------------------------------------------------------------------
Lan ne malmış twitter,(üye olmamam için) bir işaret olarak sayfası olmayan username'i bile bana vermediğin için sağ ol. Impure twitters of the living tweats shall be banished into eternal damnation. Amen.
-------------------------------------------------------------------
ossuruktan nem kapmak diye bir şey vardı. peki ya suyun ossuruk tadında olmasına ne demeli?

25 Nisan 2010 Pazar

2010 Ocağında bir Perşembe

Ölümü bekleyen bir koyun gibi öylece oturmuş bekliyordum. Artık düşünmekten yorulmuş hatta düşünecek halim kalmamıştı. Ben de beklemeye koyuldum, sadece beklemeye...

Unuttuğum, atmam gereken, başka bir yere koymam gereken ya da saklamam gereken bir şey var mıydı bilmiyordum ve bunların hepsini düşünmek acı veriyordu, işte o anda düşünmeyi bıraktım. Ne olacaksa olmalıydı artık. Yorgundum... Çok yorgun...


Doktor muayenehanesinde, bekleme salonunda amaçsızca beklemeye benzettim bir anda...

01.10.09

Biramı içerken, onun da votkasıyla benimle yarıştığını fark ettim. Normalde birayı yavaş içtiğim için yarışmaya kendimi katmamıştım ama sonra baktığımda o benimle yarışıyordu. Ben de yarışmaya başladım ve burun farkıyla kazandım! Böyle saçma bir eylemde bile karşısındakiyle yarışabilecek kadar hırslı bir dosta sahibim ama zararsız...

27 Mart 2010 Cumartesi

Sigara kullanıyor musunuz?


 Eskiden, çok küçük, mini minicikken nefret ederdim sigaradan, illet olurdum. Anne/babamın/aile bireylerinin sigaralarını saklardım, sonra da para ziyan olmasın diye geri verirdim istediklerinde, ah ne de düşünceli bir çocukmuşum...
 Bir gün, kuzenimgillerin (!) evindeyim. Annesi bakkala gitmiş, bir şey almaya, bu da, fırsattan istifade sigara içecek, tabi benim söylemeyeceğimi, ondan korkuğumu bildiği için benden saklamıyor (neden korkuyorsam artık, hiç bilmiyorum). Sonrasında aramızda geçen konuşma şöyle:
- Sen de içiyor musun NaNa?
- Yok ben içmiyorum, Sıla.
- Abla diyeceksin bana, Sıla abla. (Üzerine 2,3 dakika tartışma çıkıyor, ya niye abla diyecekmiş, hem neden abla denilmesini istermiş ki... saçmaymış... küçük kuzeni ona abla diyormuş, o da aksine demesin istiyormuş, falan filan.) Tabii biri sana abla demende diretiyorsa, korkutucu bir insan olabilir. Bu arada Sıla lisede okuyor, aramızda da beş yaş var. Konuşmanın devamı:
- İçmeyi düşünüyor musun NaNa?
- Yok, sevmiyorum ben.
- Bak içeceksen şimdi iç, al, çek bir fırt.
- Yok, Sıla abla...
- Gel, gel bir şey olmaz. Şimdi bak, çekeceksin, çektikten sonra "hiii annem geliyor" diyeceksin. (Korku ifadesi, puha, anneler de korkutucu tabii o dönemde, gizli saklı bir şey yaptığında hep geliyorlar falan.)
 Gidilir, öksürükten ölünür ve bir daha sigara mığ... Tövbeee denir.
 2, 3 ay sonra, baba, salonda sigara içiyor, bir şey oluyor, sigarayı söndürmeden dışarı çıkıyor, anne ise içeride bir yerde istikamet ediyor. O yanan sigarayı alıp, kuzenimin öğrettiği gibi "hii annem geliyor" diyorum ve çekiyorum ve öksürük komasına giriyorum. Tutmaya çalışıyorum, olmuyor, öhü öhü, sessiz olmaya çalışıyorum olmuyor. En mantıklısı mutfağa gidip, bir bardak su alıyorum, rahatlıyorum, anne geliyor o sırada "n'oldu kızım iyi misin?", "evet evet, öhü öhü, balgam, öhü, su, geçti, öh." Yine tövbe ediliyor.
 2 yıl sonra, okuldaki en yakın arkadaşla, ilginç bir şey yapmak adına, sigara içmeye ve dışarıda rahat rahat içmek varken nedense, okulda içilmeye karar veriliyor. Planlar kuruluyor, benim eve giderken yolumun üzerinde, beni tanımayan bakkal olduğunu, sigarayı alacağımı söylüyorum, o da kibrit getirecek, çünkü iş bölümü var ve çakmak olmaz atılabilir bir şey olmalı ki, yakalandık neyim diyelim, atabilelim. O bakkaldan aileme alır özgüveniyle bir tane uzun 2001 istiyorum, nedense çocuklarına sigara aldıran aileler hep 2001 içermiş gibi... Adam tereddüt etmeden sigarayı veriyor. Bu arada fiyatını bildiğim tek sigara 2001 o yüzden 2001 alıyorum. (2001 sponsorum da...) Fiyatını bilmezsem aileme alır gibi olmaz, çünkü aile tam ya da üstünün biraz olabileceği kadar para verir, o parayı da ya kendine bir şey almak için kullanırsın, sakız, şeker falan, ya saklarsın biriktirirsin, ya da ailene geri verirsin. Eve gidiyorum, hızlıca, ailem işten dönmeden, sigarayı saklıyorum. Ertesi gün erken falan kalkıp, uygun bir zamanda sigarayı çantama atıyorum, okula geliyorum. Mine'yle öğle tenefüsünde herkes yemek yerken, üst kattaki tuvaletlere gideceğiz, merdivendeki parmaklıların yanından atlayarak. Varıyoruz tuvalete, yakıyoruz sigaraları, ben biliyorum ya "hii annem geldi"yi, hemen öğretiyorum. Çekiyor. Öksürüyor baya, atıyor sonra sigarayı. Ben de yapıyorum, öksürüyorum ama az, sonra içmeye devam ediyorum ama içime çekmeden. Bilmeden farketmişim ki, çekmeyince öksürmüyorsun, ama bilmiyorum ki, içine çekmekle çekmemek arasındaki farkı... Tek bildiğim çekiyorlar, duman çıkıyor. Ben içmeye devam ederken sigaramı, Mine birileri geliyor mu falan diye aşağı bakıyor, sonra Teoman hocanın sesini duydum gidelim diyor, korkudan paketi, kibriti her şeyi atıp, koşturuyoruz aşağıya, parmaklıklardan atlarken, Mine bileğini burkuyor, üzerine Teoman hoca geliyor, n'oldu? n'apıyordunuz? sorgu üzerine azarlamalar ama sigarayla alakası yok. Suçlu olduğunu bilip, suçlu gibi davranmaktan kaynaklı, daha master olunamamış yalanda... Bu hikaye de burada bitiyor.
 Ertesi sene mahalledeki en yakın arkadaş, yazın 3 aylığına tatile gidiyor. Cep telefonları var, kontör var, mesajlaşılıyor sürekli, " ay şu çocuk benden hoşlanıyormuş, yok benimkiyle şöyle oldu." Özlüyoruz birbirimizi, sıkılıyoruz ayrı olunca, bari birlikte ilginç bir şey yapalım diyoruz, benim aklıma hemen geliyor: sigara içelim! Melisa da diyor ki: ben zaten içiyorum burada, al bak şundan al, iç sen de, birlikte başlamış gibi oluruz. (Bu sigara sponsor olmadığı için ne olduğunu yazmayacağım.) Alıyorum bir paket sigara, gizli mizli bir yerlerde içiyorum. Artık hiç öksürmeden ve içime çekmeden içebiliyorum ve içtiğimi sanıyorum, sürekli dışarı çıkmak için bahane bulup, içiyorum. Melis dönüyor, birlikte içiyoruz ama bana içime çekmediğim acı gerçeğini söylüyor, ben de ısrar ediyorum yok lan çekiyorum, bak, eki eki diye. Bak şöyle yap diye bir yöntem gösteriyor, (patenti alınma aşamasında olduğundan, çalınabilme ihtimaline karşı bunu da yazmayacağım.) Ben yine içime çekmiş olmanın verdiği öksürükle boğuşuyorum. Günler geçiyor, her gün daha az öksürüyorum. Ciğerlerim her gün daha çok alışıyor...
 Ve evet, sigara kullanıyorum.

25 Mart 2010 Perşembe

Blog

Yıllardır bu blog nedir çözemedim. Hala da çözemedim. Hangi amaca hizmet eder? Ya da bir amaca hizmet eder mi? Bu bloglara olan ilgi nedir? Bilmiyorum blog aaa canımı sıkmaa. Ben blogdan şunu anladım: insanların sayfa oluşturarak, renk seçimlerinden tut, font seçimleri, karakter boyutu, resim seçeneklerine kadar bir şekilde ama sade ve çözümlenemeyen şekilde kendilerini yansıttıkları bir yermiş. Ek olarak da deli saçması fikirlerini konuşma özgürlüğü olan bir ülkede ancak yazarak, özgürlüğünün son sınırına dayanarak tek yaşayabileceğin yermiş. (Öyle miymiş zaman gösterecek, hı hı evet.)

Bloğumda nasıl yazsam çözemedim ama, bir yazar olarak ben, blogda nasıl davranacağımı bilemedim bir türlü. Sevgili blog; diye başlayıp her gün, günlük yazar formatında saçmalamalı mı? Sevgili okuyucular; diye başlayıp samimi mütevazi bir tavırla mı yaklaşmalıydım? (Sanki okuyucum varmış gibi...) Anı defteri formatında mı olmalıydı? Anılarımı hikaye gibi uzun uzadıya süsleye süsleye anlattığım? Ya da akademik bilgiler içeren saçmalıklar mı olmalıydı? Bilemedim blog bilemedim... Sanırım hepsini deneyeceğim zaman zaman, kafam hangisine gelirse o şekilde yazacağım. Bir rota belirlemedim kendime. Rotasızlar (denizleri arşınlayan korsanlar bunlar) ilk hedefiniz harita, ileri, allalalalalalalala diye girdim olaya!

Blog bir de kendi kendine konuşmanın bir başka yoluymuş, şimdi anladım. Kendi kendine konuşana deli diyorlar ama kendi kendine yazan yazar oluyor, vay be ne de güzel hamurun var!

Yazacağım, evet yazacağım, atacağım düşüncelerin bir kısmını bedenimden, rahatlayacağım, boşalmışçasına, evet, ben, burada, bu akşam...

Lady Ga Ga

Yatağıma uzandım, laptobumu kucağıma aldım, bir anda Lady GaGa çalmaya başladı - evet teknoloji de bizimle telepatik yolla iletişebiliyor, kanıtları var, sunmayacağım.- Bad Romance isimli eseri çalıyordu, çok catchy bir eser olması sebebiyle hemen aklıma takıldı sözleri:

Oh-oh-oh-oh-oooh!
Caught in a bad romance

Rah-rah-ah-ah-ah!
Roma-ma-ma-ah!
Ga-ga-ooh-la-la!
Want your bad romance

I want your ugly
I want your disease
I want your everything
As long as it’s free
I want your love
Love-love-love
I want your love

I want your drama
The touch of your hand
I want you leather studded kiss in the scene
And I want your love
Love-love-love
I want your love

You know that I want you
And you know that I need you
I want a bad,your bad romance

I want your loving
And I want your revenge
You and me could write a bad romance

Oh-oh-oh-oh-oooh!
Caught in a bad romance

Rah-rah-ah-ah-ah!
Roma-ma-ma-ah!
Ga-ga-ooh-la-la!Want your bad romance

I want your horror
I want your design
‘Cause you’re a criminal
As long as your mine
I want your love
Love-love-love
I want your love

I want your psycho
Your vertical stick
Want you in my room
When your baby is sick
I want your love
Love-love-love
I want your love

You know that I want you
And you know that I need you
I want it bad,your bad romance

I want your loving
And I want your revenge
You and me could write a bad romance
I want your loving
All your love is revenge
You and me could write a bad romance

Oh-oh-oh-oh-oooh!
Caught in a bad romance

Rah-rah-ah-ah-ah!
Roma-ma-ma-ah!
Ga-ga-ooh-la-la!
Want your bad romance

Walk walk fashion baby
Work it
Move that bitch crazy
Imma Freak bitch baby

I want your love
And I want your revenge
I want your love
I don’t wanna be friends

J'veux ton amour
Et je veux ton revenge
J'veux ton amour
I don't wanna be friends

Oh-oh-oh-oh-oooh!
Caught in a bad romance

I want your loving
And I want your revenge
You and me could write a bad romance
I want your loving
and all your love is revenge
You and me could write a bad romance

Oh-oh-oh-oh-oooh
Caught in a bad romance

Rah-rah-ah-ah-ah!
Roma-ma-ma-ah!
Ga-ga-ooh-la-la!
Want your bad romance

Sanki biraz da uzuncaymış sözleri, peki ya bu kadın bu kadar uzun neler diyor merak ettiniz mi? Yoksa klibin göz yanılgısına oynamasından, karelerin çok hızlı değişmesinden, karelerde çok hareketlilik olmasından ve kadınların açık saçık kıyafetlerinden, güzel vucütlardan dolayı dinlemeye fırsatınız olmadı mı? O zaman işte bu sizin şansınız. İşte sadece ve sadece Türkiye'de ilk Lady Gaga'nın Bad Romance eserinin Türkçe karşılığı:

Kötü Aşk Hikayesi

O o o o oooo
Kötü bir aşk hikayesine kapıldım.
Ra ra a a aa
roma ma ma aa
ga ga o la la
Kötü aşk hikayeni istiyorum.

Çirkinliğini istiyorum.
Hastalığını istiyorum.
Her şeyini istiyorum.
Bedava olduğu sürece.
Aşkını istiyorum.
Aşkını, aşkını, aşkını
Aşkını istiyorum.

Dramatik olaylarını istiyorum,
Dokunuşunu hissetmek.
Karede deri kaplı azgın aygır öpücüğünü görmek istiyorum.
Aşkını istiyorum.
Aşkını, aşkını, aşkını
Aşkını istiyorum.

Seni istediğimi biliyorsun.
Sana ihtiyacım var biliyorsun.
Çok istiyorum, kötü aşk hikayeni.

Sevgini istiyorum.
İntikamını istiyorum.
Seninle kötü aşk hikayesi yazabiliriz.

O o o o oooo
Kötü bir aşk hikayesine kapıldım.
Ra ra a a aa
roma ma ma aa
ga ga o la la
Kötü aşk hikayeni istiyorum.

Dehşetini istiyorum.
Tasarımını istiyorum.
Çünkü bir suçlusun,
benim olduğun sürece.
Aşkını istiyorum.
Aşkını, aşkını, aşkını
Aşkını istiyorum.

Psikopatlıklarını istiyorum.
Dikey çubuğunu istiyorum.
Seni odamda istiyorum,
bebeğin hastayken...
Aşkını istiyorum.
Aşkını, aşkını, aşkını
Aşkını istiyorum.

Seni istediğimi biliyorsun.
Sana ihtiyacım var biliyorsun.
Çok istiyorum, kötü aşk hikayeni.

Sevgini istiyorum.
İntikamını istiyorum.
Seninle kötü aşk hikayesi yazabiliriz.

O o o o oooo
Kötü bir aşk hikayesine kapıldım.
Ra ra a a aa
roma ma ma aa
ga ga o la la
Kötü aşk hikayeni istiyorum.

Şekilli yürü bebeğim.
Salla bakalım.
Çılgınlar gibi çalkala.
Ucube bir kaltağım bebeğim.

Aşkını istiyorum.
İntikamını istiyorum.
Aşkını istiyorum.
Arkadaş olmak istemiyorum.

O o o o oooo
Kötü bir aşk hikayesine kapıldım.

Sevgini istiyorum.
İntikamını istiyorum.
Seninle kötü aşk hikayesi yazabiliriz.
Sevgini istiyorum.
Bütün sevgin de intikamın.
Seninle kötü aşk hikayesi yazabiliriz.

O o o o oooo
Kötü bir aşk hikayesine kapıldım.

Ra ra a a aa
roma ma ma aa
ga ga o la la
Kötü aşk hikayeni istiyorum.

Şair de biraz. Kelime oyunları, şakalı, güldürüşlü... Bir de diyor ki Fransızca da biliyorum, bilmesem de üç cümle söyleyebiliyorum. Daha da indirgersek bu eseri:

Kötü Aşk Hikayesi
o
bir, kapılmak
ra a
roma ma
ga la
istemek

Çirkinlik
Hastalık
Her şey
Bedava, olmak, süreç

Dramatik, olay
Dokunuş, hissiyat
Kare, deri kaplı, azgın aygır, öpücük, görmek

Sen, bilmek
İhtiyaç
Çok

Sevgi
İntikam
Yazmak

Dehşet
Tasarım
Çünkü, suçlu
ben

Psikopatlık
Dikey çubuk
Oda
bebek


Şekil, yürümek
Sallamak
Çılgın, çalkalamak
Ucube, kaltak

Arkadaş

Elimizde bu kalıyor. Yani bu eserde verilmek istenen aslında sadece çocuklara - aaaeeeh belki de biraz ergen ve yetişkinlere - öğretilesi kelime dağarcığı genişletici kelimelermiş.

Beyin amcıklanması diye bir şey var, biliyor musunuz? Bunu size şu anda açıklayabilmem mümkün değil sanırım ama beyin amcıklanır bazen... Beyindeki kıvrımları düşünün, beynin tamamımın 1/1000'i kadar olduğunu düşünün düşüncelerin de ama sıvı gibiler, bölünüp, birleşebiliyorlar ve o beyin kıvrımlarında koşturuyorlar adeta... Düşünceler durmaksızın kafandan geçiyor, harfler kelimeler akıyor gözlerinin önünden ve bu çıkarımları yapıyorsun bir kaç saniye içerisinde. (Vay be açıklayabiliyormuşum sanki)

Konumuza dönersek...

...Bad Romance isimli eseri çalıyordu, ve ben dedim ki: "bir blog açmalıyım, artık hayatımda radikal bir karar alıp blog açmamın vakti gelmedi mi?" Hemen üyelik işlemlerini başlattım ve sıra blog ismine geldi, bilin bakalım ne diyordu eser? "Rah-rah-ah-ah-ah, Roma-ma-ma-ah, Ga-ga-ooh-la-la!" yani benim dilimde "na-na-nanna-naa-ga-ga-o-la-laa". İşte Lady Gaga böyle girdi hayatıma sevgili blog.